14 Aralık 2010

Pygmalion & Galatea



PYGMALION


Pygmalion adında Kıbrıs’ta bir heykeltraş yaşarmış. Kadınlardan nefret edermiş. Evlenmemiş de var gücüyle kendini sanatına vermiş. Günlerden bir gün fildişinden bir kadın gövdesi yontmuş. Öylesine olağanüstü bir güzellik vermiş ki heykeline bir ölümlü bile bu kadar güzel olamazmış. Gören canlı sanıyormuş onu, nerdeyse canlanıp yürüyecekmiş.

Ve sonunda kendi yaptığı bu cansız gövdeye aşık olmuş Pygmalion. Onun karşısına geçtikte yüreğinden alevler fışkırıyormuş. Bu yapma bedene hayran hayran bakıyormuş. Onun o kadar canlı olduğuna inanıyordu ki onu öpüyor, kokluyor sanki kendisine karşılık vereceğini hayal ediyormuş. Kimi zaman okşuyor onu, kimi zaman da boynuna binbir renkli kır çiçeklerinden, deniz kabuklarından yapılma gerdanlıklar takıyormuş. Kulağına inci küpeler, parmaklarına değerli taşlardan yapılma yüzükler takıyormuş.. Kimi zaman da giysiler giydiriyormuş eserine. Çıplak da giyimli de yakışıyormuş ona.

Aphrodite bayramları kutlanacakmış yine o günlerde. Bütün Kıbrıs akın ediyormuş bu şenliklere, tanrıçanın tapınağına. İnekler kurban ediliyor, buhurlar yakılıyormuş adına. Pygmalion’da tapınağa gelenler arasındaymış ve yalvarmaktaymış titrek bir sesle.

“Ey tanrılar ve tanrıçalar! Her şeyi gerçekten bağışlamaya gücünüz yetiyorsa, benim de dileğimi yerine getirin! Şu fildişinden yapılma kıza benzeyen bir eşim olsun benim.”

Şu fildişi kız benim eşim olsun diyecekti ama o kadarına cesaret edememişti. Pygmalion eve döndüğünde fildişinden heykeli sardı ve bir öpücük kondurdu yüzüne. Dudakları fildişinin soğukluğuna değil de ılık bir ete değmiş gibi oldu. Elleriyle göğüsünü yokladı sanki fildişi yuşamıştı. Parmaklarını dokundurunca damarlarının attığını duydu. Bir daha sarılıp öptü kızı. Artık kuşkusu kalmamıştı. Heykel canlanmıştı. Fildişinden cansız bir heykel değil, etiyle canıyla bir genç kızdı o artık.

Pygmalion sevgisiyle ruh vermişti cansız heykele. Sevginin gücüydü bu mucizeyi yaratan.

24 Nisan 2006

Cross Cable Yapımı


Cross Cable nedir?
Kısaca iki bilgisayar arasında ethernet portlarını kullanarak bir network kurulmasını sağlar... Sadece iki bilgisayara içindir. Eğer Hub üzerinden bağlanılacaksa bu kablolama işe yaramaz. Normal olarak 1 -1, 2-2 gibi birebir bağlamak gerekir.

Her neyse burada zor olan zaten cross cable bağlantısı...

Bağlantı şu şekilde olacak

pin

Konnektör #1

Konnektör #2
1Beyaz/TuruncuBeyaz/Yeşil
2TuruncuYeşil
3Beyaz/YeşilBeyaz/Turuncu
4MaviMavi
5Beyaz/MaviBeyaz/Mavi
6YeşilTuruncu
7Beyaz/KahveKahve
8KahveBeyaz/Kahve



Kablo testerdaki yanma sırası şu şekilde olacaktır.

1 ------ 3
2 ------ 6
1 ------ 1
4 ------ 4
5 ------ 5
6 ------ 2
7 ------ 8
8 ------ 7








Tanrı böyle istedi...



İnsan Tanrının en güçlü yaratığı oldu.
Tanrı böyle istedi.
Tanrı hiç müdahale etmedi evrene.
Yaratıp bıraktı.
Tanrı evrenin ta kendisi idi.

O kadar güçlü ki...
O kadar adil ki...
insanla kıyaslanması mümkün değil...

İnsan mantığı ve aklıyla onu algılamamız mümkün değil.

Merhamet. acı. sevinç. üzüntü, aşk, üreme, tokluk, açlık, korku, endişe, sevinç hepsi insana özgü hisler. Tanrıya göre değil.

Bir Tanrının bu hislerden birine dahi sahip olduğunu düşünmek Tanrıyı aşağılamak onu aciz görmektir.

Yeni doğmuş bir bebeğin aç akbabalar tarafından parçalanmasına göz yumar. Yavru ceylanın aslan tarafından parçalanışına seyirci kalır. Çünkü inanılmaz bir adeleti vardır. Hayvan, bitki insan diye ayırım yapmaz.
Evrene asla müdahale etmez.

TANRI için TEK KUTSAL ŞEY VARDIR:

Yarattıklarının neslini sürdürmesi... O kadar kutsaldır ki bu neslin devamı. Bunun önünde hiç bir güç duramaz... Ölüm duygusu bile onun gerisinde kalır.
Hatırlayın örümceklerin çiftleşmesini, erkek örümceğin nasıl üremek için kendini dişi örümceğe sunduğunu. Bir tavuğun civcivlerini korumak için kartalla nasıl savaştığını...

Ölüm yaşamın bir parçasıdır... Ölüm olmadan yaşam olmaz... Bir varlığın ölümü mutlaka bir diğerinin yaşamasına sebep olmaktadır.
Üremek, nesli devam ettirmek... Evrimleşmek. Tanrının tek istediği budur ve gerisi boştur.

Evrende Yalnız mıyız?


Hepimizin kafasını kurcalayan sorulardan birisi bu. İnsanlık var oluşundan itibaren bu soruyu soracak.
Cevap bulmak aslında neden var olduğumuzun da cevabı olacağından çok önemli.

Şimdi sıkı durun.. Cevabı veriyorum. Evrende yalnızız. Koskoca bir yalnızlık. Bu evren sadece insanlık için var oldu. Evet yanlış duymadınız. Koskoca evrende yapayalnızız.

Biz bu evrenin ilk başlarında var olan bir uygarlığız. Evren bizle başladı. Henüz evren saati ile ilk 2. sn içerisindeyiz. İlk biz var olduk.. Dünya... Dünyada yaşayan tüm canlılar varoldu.

Evren gittikçe genişliyor ve büyüyor. Biz de bu yalnızlığımız içerisinde gelişiyoruz. Zekamız gelişiyor ve evrenin ilk canlıları olarak öncülük ediyoruz. Bundan 1 milyar yıl sonra güneşin patlamasına yakın bir dönemde bu uygarlığımız da öylesine gelişecek ki şu anda içinde var olduğumuz yaşam formları da değişecek. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz zeki yaratıklar aslında bizim gelişmiş halimiz.

Neden mi? Eğer bizden daha gelişmiş varlıklar olsaydı mutlaka hisseder, duyar var olduklarını anlardık. Biz duymasak bile onlar bize kendilerini duyururlardı. Demek ki yıldızlar arası seyahati bile çözememişler. Evrenin varoluşundan buyana...

Aslında çözememişler değil. Hiç olmamışlar maalesef.

Koskoca evren bizim için var olmuş. Kainat bizle başladı ve bizle devam ediyor. Bizle de bitecek.

Acı mı? Hayır bence muazzam. Bizler göremeyeceğiz ama milyonlarca yıl sonra bile varlığımız devam edecek. En son hızın ışık hızı olmadığını keşfedeceğiz. Bir saniye içinde Plutona uçacağız. 1000 ışık yılı ötesine 1 saatte gideceğiz. Zaman ile oynayacağız. Madde ile dansedeceğiz.

Genlerimizi değiştireceğiz. Besin, hava, su gibi bağımlılıklarımızdan kurtulacağız. Gün gelecek sadece akıl içeren yaratıklar olacağız.

Geleceği görmek için geçmişe bakın. 1900 lü yıllarda dahi Japonya'ya 5 saatte gideceğimizi söyleselerdi inanır mıydık? Veya Ankara'dan Van'a 1 saatte...
50 yıl sonra Ankara'dan Van'a 1 sn.de gidilecek. Niye mi... Eee bakın 1900'lerde 1 ayda gidiyorduk şimdi 1 saatte... 50 yıl sonra bu gelişme ile 1 sn.de... Abartmıyorum...

Kainat bizim için yaratıldı. Kainatın ana damarıyız. Can içeren tek noktası. Kainat kendini bize hazırlıyor. Vega'da Solaris'de gezegenler bizi bekliyor. Van'a gider gibi oralara uçacak insanoğlu...


Çok değil daha 10 yıl önce bugünkü CPU (Bilgisayar işlemcileri) hızlarına imkansız diyorduk. Eski bilgisayar dergilerine bakarak bunu görebiliriz.

Kovboy filmleri... At üstünde seyahatlerin yerini uçak aldı. Hızlı trenler... Şehir içinde 3 dk. da istasyon değiştiren trenler.

1800 lü yıllarda attan başka araç, gemiden başka taşıt yoktu.

Gelişme korkunç hızla devam ediyor. Sonu yok. Hergün yeni bir şeyler keşfediliyor. 20 yıl önce 1200, 2400 bps hızındaki lük modemlerle veri iletirken şimdi megabitlerle veri iletiyoruz.

Biz 256 k lık ADSL'yi hızlı bulurken Gigabit bağlantılar (Dikkat edin Megabit değil) keşfedilmeye başlandı bile... Çok değil 10 yıl sonra 256 veya 512 k lık bağlantılar eski 2400 lük modemler gibi kalacaklar....

Bu gelişmenin sebebi nedir? Cevap insanın varoluş amacında gizlidir.
Biz evrenin sebebiyiz. Evren de bizim sebebimiz.

David Gerçekten Uçuyor mu?

İllizyon sanatı çocukluğumdan itibaren ilgimi çekmiştir. İnsanların gördüklerinin aksine bir etki hissetmeleri ve aslında hiç olmayacak şeyleri olmuş gibi görmeleri veya gösterilmesi muazzam bir şeydi. Ortadan testereyle kesilen kadınlar, gözümüzün önünde yok olan hayvanlar, insanlar. Bu gerçekten bir aldatmla sanatıdır. Son yıllarda bu sanat o kadar da gelişmiştir ki gelişen teknoloji ile birlikte inanılmaz boyutlara varmıştır. Teknoloji ve paranın gücünden sınırsız yararlananlardan birisi de David C. dir. Muazzam gösterilerine her gün bir yenisini eklemektedir. Uçma sihri en önemli gösterisidir. Sihir son derece basittir ama o kadar büyük bir ustalık ve efektlerle süslenmiştir ki sonuçta şaheser bir gösteri ortaya çıkmıştır.










Video'yu izlemek için tıklayın.


Hepimiz az çok görmüşüzdür. En basit uçma gösterisi, hipnoz edilerek masa üstüne yatırılmış bir kadının trans halinde masa üstünden yükselişi ve sonuçta boynu bir sandalyeye dayalı olarak havada durmasıdır. Çocukluğumda bu illizyonu çözmüştüm. Çoğu gösteride en önemli hile unsuru açıkça görülen fakat bir ayrıntı gibi düşünülen unsurdur. Neden figüranın boynu bir sandalye arkalığına yaslanır? İlk sorduğum soru buydu. Hile buradaydı. Sandalye arkalığına sabitlenmiş demir bir çubuk üzerine kadın yatar. Masa çekilir ve figüran demir şerit üstünde yatar. Uzun etrafa sarkan bol elbise demir şeridi gizler. Demir şerit sandalye arkalığına basit bir mekanizma ile kolayca tutturulup çıkartılabilir. Arka fon demir mekanizmayı gizler.

Sonra bu gösteriye ekstra özellikler katılarak figüranın yukarı ve aşağıyla hiç bir bağı olmadığını göstermek için bir çemberden geçirilmesi sağlandı. Artık figüranın boynunda bir sandalye yoktu ve havada asılı durmaktaydı. Sihirbaz figüranın başından geçirdiği çemberi figüranın ayaklarına kadar götürür ve geri çeker. Sonra aynı çemberi ayaklarından geçirir başına kadar ilerler. Böylelikle objenin başından ve sonundan yukarı ve aşağı ile irtibatı olmadığını anlatmaya çalışır.

"S" demir tekniği işte bu kadar zekice ve iyi tasarlanmış bir teknikti. Amacına da ulaştı. Uzun yıllar sihirbaz gösterilerinde yer aldı...

Uçmanın böylesi...

Dünyanın en ünlü ve usta sihirbazlarından biri sayılan David'in uçma illizyon gösterisini hemen hemen bir çoğumuz izlemişizdir. Bir insan gerçekten uçabilir mi? Elbette ki mümkün değil. Filmlerde video ve film hileleri ile uçulduğunu biliyoruz. Süpermen filmini hepimiz izledik. Uçuş pozisyonunda bir aktris blue screen önünde uçma hareketleri yapar ve video görüntüsünün arkasındaki mavi ekrana bir uçaktan çekilen görüntüler bindirilir. Bu en basit bir uçmu efektidir. Hatta evde bile böyle bir teknik kullanılarak uçma efekti taşıyan ev videoları yaratılabilir. Fakat nasıl oluyor da David bir çok gözün önünde canlı bir gösteride bunu yapabiliyor.

Çok basit. Belinde bulunan bir mekanizma tavanda hareket eden mekanik bir vince iplerle bağlı. Ortam renkleri ve ışık oyunları son derece sağlam misina gibi şeffaf ipleri gizliyor. İpleri göremediğimiz için David'i uçuyor gibi görüyoruz.

David'in bu gösterisinde vurucu olan üç sahne var ki bunları izlediğimizde sanki iplerin yukarıyla ve aşağıyla bağlantısının olmadığını düşündürüyor bizlere. Bu sahnelerden ikis David'in bir çift çemberden geçme sahnesi. Tıpkı eski meşhur havalanma gösterisinde olduğu gibi.









David iki adet çemberden yardımcıları sayesinde öyle ustalıkla geçiriliyor ki izleyenler kesinlikle herhangi bir şekilde iple bağlı olabileceği gibi bir mantıki düşünceyi kafalarından silmek zorunda kalıyorlar. Zaten çember gösterisinin temel amacı da bu. Hileyi gizlemek ve herkesin kafasındaki "David yukarıya bir yerlere iple asılı" şüphesini ve hilesini yok etmek peki bu nasıl oluyor. İşte ustalık burada, uzun bir çalışma sonucu hazırlanmış güzel bir gösteri şöyle ortaya çıkıyor:

Videoyu dikkatle izlerseniz David'in aslında çemberlerin içerisinden tam olarak geçmediğini ve basit bir illizyon ile ve ustaca manevralar ile geçiyormuş izlenimi verdiğini görürsünüz. Çemberler sadece David'in altından geçiyor fakat iki çember kombinizasyonu ve ustaca çevrilmeleri David'i çemberlerin içerisinden geçiyormuş gibi gösteriyor. Bu nasıl oluyor? Aşağıdaki klavuz çizgilerle olayı anlatmaya çalıştım. Video'yu bir kaç kez izlerseniz siz de göreceksiniz.



















































Çemberler sadece David'in altından geçiyor.
















Çemberlerden geçiş sahnelerinin dışında bir de dör tarafı kapalı cam kutunun içinde uçuş sahnesi var. Öyle güzel hazırlanmış ki artık sihirbazın kapalı kutuda dahi uçtuğunu görenler hiç bir yere bağlı olmadığına kesin kanaat getiriyorlar.

Ben hariç:)

















Sadece şuna dikkat edin. Yardımcıları cam kutunun üst kapağını öyle bir ustalıkla kapatıyorlar ki David'in ipleri kutu kenarlarından dışarıda kalıyor. Kutu kapağını direk üstüne kapatmıyorlar ileri iterek bir sürgü gibi bağlı iplere zarar vermeyecek şekilde kutunun üstüne geçiriyorlar. Tabiki iplerin tavanla bağlantısı yine kutu yanlarından devam ediyor...


Aslında...









Kapak dikey olarak yavaşça iplerin arasından geçiriliyor
























Eveeet şimdi örtülmeye hazır...









Görüldüğü üzere ipler kutu kapağının kenarlarından dışarıya çıkıyor ve uçma işlevi kutu içinde de devam ediyor.

Hilelerin zekice planlanması ve bu sihir gösterisinin yaklaşık iki yıllık bir ön çalışma ve pratik sonucunda sergilenmesi bence muhteşem.

David'in bir de Amerika'nın meşhur Hürriyet Heykelini yoketmesi gösterisi var. Bu da büyüleyici. Seyirciler iki sütun arasından Heykeli görürlerken bu iki sütun arasına bir perde kapatılır. Perde açıldığında koca heykel ortada yoktur.
Nasıl mı yapılıyor? Ben çözdüm... Sizler de biraz kafa yorun. Ne demiştik hile en açıkça yer alan unsurda gizlidir. Buradaki en açık unsur sütunlardır. Gerisini siz getirin.